9 Şubat 2020 Pazar

07.02.2020

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,

Normalde en başında bloğumu günlük olarak yaşadıklarımı yazmak, gündelik yaşantımı, hayatımı sizlerle aktarmak için açmıştım. Fakat sonrasında farklı yazı türlerini de paylaşmak ve tekdüzeliğe gitmemek için günce yazmayı bırakıp diğer türlere yöneldim. Fakat günlük yazmak kendini özlettiğinden tekrar günlük yazmaya başladım ve şimdilik böyle devam edecek sanırım.

İzmir'de kısa bir tatilden sonra tekrar Kayseri'ye dönmek iyi oldu aslında. Şehirde yaşarken o kadar da bayılmıyorsunuz ama kısa bir süreliğine ayrılıp tekrar dönünce rahat bir nefes alıyor insan. Evet, İzmir de güzel;kordon,asansör,saat kulesi.Meryem Ana hepsi ayrı bir güzellik gerçekten de. Fakat her insan her şehre ait değil bence. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı ne de olsa. Mesela Kayseri'de İzmirliyim deyince herkes imreniyor adeta.Kordon'a gitmek,deniz kokusunu bir daha hiç göremeyecekmişçesine içine çekmek güzel bir duygu gerçekten de.martılar ve vapur ikilisinden bahsetmiyorum bile. Birde bunların yanında Karşıyaka'daki  temeli balçık ve yosun dolu şu afet dolu günlerde ayakta zor duran evler var. Alsancakta da durum farklı değil ne yazık ki.Deniz kenarında bulunan bütün evler ve tarihi yapılar pert olmuş neredeyse.

Yetkililer sağolsunlar ki, önlem almakta gecikmemişler ki 7 ve üstü şidette deprem olursa nerede ne kadar insan ölür ne kadar bina yıkılır onun raporunu çıkartmışlar. Fakat raporlar sadece: Karşıyaka,Alsancak,Mavişehir,Çiğli semtleri için çıkmış;Gaziemir,Menderes'i umursayan yok. Para nerede varsa can da canan da orada var anlayacağınız.

Bunlar aynı zamanda Kayseri'nin avantajları aslında. Deprem bölgesi değil,doğal afet tehlikesi fazla değil, yağmur yağdı mı durur,kar yağdı mı erir. Çığ falan mümkün değil zaten. Avantajlar hiçe sayılmış burada, değeri bilinmemiş ve saptırılmış görüldüğü üzere. Sanki birileri ortaya çıkıp milletin ayağını kaydırmış da millet de buna ayak uyduruyormuş gibi görünüyor yakından bakıldığında.
Bunları anlatmamak yaşamak lazım aslında😁 hepsi ayrı bir olay ayrı macera. Umarım hepsini yaşar ve aktarabilirim,şimdilik hoşçakalın:)




27 Ocak 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 22

Herkese yeniden merhaba arkadaşlar,

Ağaç ev sohbetlerini yazmayalı uzun bir süre olmuştu. Bende arayı fazla açmak istemedim ve koyuldum hemen yazmaya. Umarım beğenirsiniz herkese iyi okumalar

Blogger ve Youtube hakkında ne düşünüyorsun? İkisi de ayrı sosyal platformlar olmalarına rağmen Youtube'da daha fazla bir büyüme söz konusu.  

Youtube büyüdükçe daha fazla dikkatimi çeken bir mesele oldu açıkçası. Youtube gün geçtikçe büyümesine rağmen, bloggerda o kadar da fazla bir büyüme söz konusu değil. Evet, her gün yeni bir yazı tutkunuyla daha karşılaştığımız doğrudur ama Youtube da her gün bin yeni kanal daha açılıyor ve video çekiliyor. Ve bu youtuberların çoğu da önce blog sayfası açıp sonrasında youtube camiasına ayak basmış insanlardan oluşuyor. Bloğun bu kadar çabuk bırakılma nedenini bilmiyorum ama Youtube'a karşı daha fazla bir özentilik,aitlik,emek veriliyor bunun farkındayım.

Hangi iş olursa olsun her zaman bir emek söz konusu. Blog'da, Youtube'da hatta sosyal medyada kendimizi yücelttiğini sanarak paylaştığımız o fotoğraflarımızda bile bir emek söz konusu. Emeğe saygısızlığa tabii ki niyetimiz yok, fakat nedense bütün emek video çekip edit yapmakla kalıyor. Kimse oturup iki cümle yazmak istemiyor/yazmaya üşeniyor.

Özellikle yazı üşengeçliğimizin arttığı şu günlerde ellerin yazmaya alıştırılması gerektiğini düşünüyorum. Mektup mesela,ne olduğunu/ne anlama geldiğini unutan bile vardır eminim ki. Şunun şurasında kaç yıldır telefonlarla haşır neşiriz ki. Ne zamandır Sultan Kösem(dünyanın en uzun eline sahip insanı) elleri kadar telefonlarımızla ona buna peş keş çekiyoruz. Dilini bilmediğimiz kelimeleri dilimize ekleyip kısaltmalarla haberleşiyoruz. Okullarda yazı dersleri, yazmak için yazı kursları, kamusal alanlarda yazmayı kolaylaştıracak gelişmeler yapılabilir. Herkes istediği zaman yazıya ulaşabilmeli, yazma işi üşenme eylemiyle bağdaştırılmaktan çıkarılıp herkesin her zaman severek yaptığı bir eyleme dönüşmeli diye düşünüyorum. Böylece evrensel olarak videoya verilen önem yazıya da verilebilir bence.
                                 ***
Instagram:barisdoganblog
Twitter:barisdoganblog


21 Ocak 2020 Salı

Türkçe Rap Eleştri Yazısı

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,
sezzy


Yazmış olduğum okul eleştri yazımdan sonra başka bir eleştri yazısı ile karşınızdayım. Bundan sonra da birkaç eleştri yazısı ile karşınızda olacağım:) umarım keyifle okursunuz şimdiden iyi okumalar:))

Bugün sizlerle, son zamanlarda isminden sıkça bahsettiren ve gündemde de adına sıkça yer verilen "Türkçe Rap" hakkında konuşacağız. Türkçe rap, 2000'li yıllarda ortaya çıkmış daha çok hızlı söyleniş biçimi ve insanlara sosyal, toplumsal konularda bilinçlendirmek,mesaj vermek amacıyla
ritim açısından hızlı ritim tercih edilmiş, herkes ama en çok da genç toplumlar tarafından tercih edilen müzik türüdür.

Günümüzde değişen sosyal koşullar,ekonomik olanaklar, bir birinden etkilenen çeşitli ırklar,siyasi cephelerde ateşlenen fitiller, insanların farkındalık yaratma ihtiyacını güdülemiş ve bundan dolayı da Türkçe Rap bir sektör haline gelmiştir. Bu sektörde insanlar, farkındalık yaratma,halkı ayaklandırma,toplumu bilinçlendirme gibi amaçlar için bir araya gelmişlerdir.Şu anda 20'li,30'lu yaşlarında olan insanların lise çağında sadece eğlenme amaçlı dinledikleri rap şarkıcıları, şimdi yeniden karşılarına kendisini müzik ve farkındalığı birleştirmiş bir halde çıkıyor.

Toplumu iyiye yönlendirmek,bilinçlendirmek,uyarmak iyi bir fikir tabii ki de.Fakat bu bilinçlendirmeler esnasında kendini maddi koşullarınla ve lüx yaşam tarzınla üste çıkarmaya çalıştığında ne kadar bilinçlendirici söz varsa hiçbirinin bir anlamı kalmıyor ve geriye sadece parayla beslenmiş egolar kalıyor.Bütün paranı klibe döküp, nostaljik arabalar;altın kolyeler,bilekliklerle,pahalı evler lüks ve abartılı hayatlarla toplumu bilinçlendirmeyi amaçlıyorsan, yaptıklarının sonucu zaten ekonomik açıdan parlak olmayan Türk halkını özendirerek onların paralarını boş yere saçmasını sağlamış olursun. Bu durumda iletmek istediğin mesajlar ve sloganlar gösteriş amacı gütmekten başka bir şeye yaramaz.

Yani sen, toplumun sorunlarını kullanarak kendi ününü kendin kattığınla kalırsın. Ve bu şarkılar gösteriş yapma şeklinde zincirleşirse toplum şu anda olduğundan daha geriye doğru gider ne yazık ki. Ama eğer vermek istediğin mesajları daha somut ve gerçekçi bir biçimde verirsen daha reel ve somut biçimde verirsen hem toplumu yüceltmiş, hem de şarkılarınla toplumu olumlu yönde etkilersin.

Bu yüzden, bir rap sanatçısı olarak yapman gereken gerçekleri somut olarak yansıtarak toplumu iyiye ve doğruya yönlendirmektir  

23 Aralık 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 17

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,

Bu haftaki "ağaç ev sohbetleri" serisine ben talip olmuştum ve şimdi karşınızda ağaç ev sohbetleri 17

İşte Haftamızın Konusu:

LİSEDEKİ AŞK MEŞK OLAYLARI/LİSEDE SEVGİLİ YAPMAK HAKKINDA NE DÜŞÜNÜ-
YORSUN SENCE YAPILMALI MI?
Halihazırda liseye giden hem dönemin özelliklerini sizlere aktarabilecek hem de bu güzel ve hoş sohbet serisine farklı bir konuyla yaklaşabileceğimi düşünerek bu konuyla sohbet istedim açıkçası...

Lisedelerde gördüğüm kadarıyla çok sık karşılaşılan durumlardan birisi de  herkesin bir biriyle duygusal bir geçmişinin bulunması.Ergenliğimize ortaokulda girip de liseye kadar duygularımızı da iyice yerine oturtunca liseye girdiğimizde alacağımız elektriği şaşırıyoruz yahu.Onun kızı bunun görümcesi,onun amcası bunun dayısı derken aile ağacı oluverip öyle mezun oluyoruz eğitim yuvalarımızdan.

Ama bunun yerine bekar bir şekilde derslerine doğru düzgünce odaklanıp düzgün üniversitelerde düzgün insanlarla düzgün ilişkiler kursan senin daha iyi olmaz mı? Burada laflarına,sözlerine,şiirlerine inandıpın o her kimse(cinsiyetçilik yok burada) ile her Allah'ın günü karşılaşıp duygularını zedelemek yerine sağlam duygularla sağlam seçimler yapmak seni gelecek ilişkilerde de daha başarılı bir birey yapacaktır.

Otobüs durağında karşılaşıp ilk görüşte aşk zannetiğin, bir birinizi sosyal medyada bulup orada iki tane klişe cümle yazıp sonra da otobüste omuz omuza giderek aşk yaşıyorum zannettiğin terk edince de İbrahim Tatlıses'e bağladığın o çocuk olmamalı senin için aşkın tanımı.Hangi dönemden geçiyor olursan ol, hiçbir zaman hiç kimsenin senin çektiğin/çekeceğin aşk acısını çekmeyeceğini, çekilse bile bunun hiçbir taragfa faydası olmayacağını bilmen gerekiyor. 

Diğer dönemlere kıyasla çok farklı bir lise hayatı yaşıyoruz nesil olarak. Mesela, anne babalarımızın zamanında okulda değil saçın boyalı,gerekenden bir parmak uzun olsa o gün okula alınmıyormuşsun.
Ama şu anda çoğu liselinin saçında kendi saç rengi dışında bütün renkler saçında var neredeyse.Aynı şey formalar için de geçerli,
gerçi bizim okulumuzda da aynı sıkı denetim var ama genel olarak serbest takılan okul sayısı çoğunlukta şu anda, okul forması giyilmediği takdirde hocaların şiddete başvurduğunu anlatan yetişkinler var.


İşin kötü yanı, bu kadar renk cümbüşünün arasında duygularımız da izdivaççı dijital dünya ile beraber arada kaynamış aslında. Yani diyeceğim o ki: Dijitalleşen dünyada duygularımız da dijitalleşmiş aslında. Okulun sosyal medya sayfasından tanışıp okulda buluşanlar,her gün aynı duraktan aynı otobüse binmesine rağmen bir birini sosyal medyada bulup sonradan omuzlananlar da birer dijital duygusallardır bence. Bu duygular bir de ergenlikle harmanlanınca iş karman çorman oluyor anlayacağınız.

Bu yüzden de yaşadığımız bu farklı devrin bize verdiği eşi benzeri görülmemiş lise hayatlarımızda duygularımızı da optik kağıtlarımız gibi buruşturmadan doldurmak en güzel yaşanabilecek lise hayatlarından birisidir tabii ki de.Çünkü, güveni besleyen sevgidir ve belki optiklerimizdeki matematik kısmı olabilir ama kalplerimizdeki sevgi kısmı hiçbir zaman boş kalmamalıdır...



16 Aralık 2019 Pazartesi

Kayseri Zihniyeti Ve Eğitim Sisteminin Liselere Etkisi

Lise
Herkese uzun bir süre sonra merhaba arkadaşlar,

 Yapmış olduğum şehir değişikliği ve bu yeni şehirde geçirdiğim alışma döneminden dolayı siz değerli,iyi günümde,kötü günümde hastalığımda,sağlığımda ve kısaca her zaman yanımda bulunan okurlarımı aksattığımdan dolayı hepinizden özür diler, bir daha şehir değişikliğimde(?) alışma dönemimin bu kadar uzun sürmemesini temenni ederim.

Yapmış olduğum van-Kayseri şehir değişikliğinden sonra bu şehre alışmak sandığım kadar kolay olmadı açıkçası:( 

Bugün de hem bu alışma sürecinde geçirdiğim zamanda kafamda oluşan Kayseri ve burada okuduğum okulumla alakalı görüşlerimi sizlere aktaracağım...

Belki bir grup insan farklı amaçlarla farklı amaçlarla insanlık dışı girişimlerde bulunmuş olsa bile Van bu geri kalmış zihniyetlerden çektiği türlü eziyetlerden sonraki ayağa kalkışıyla şehirsel olarak gelişmiş ama zihniyet olarak aynı gelişmeyi yakalamada güçlük çeken Kayseri'ye taş çıkartmış bir Doğu Anadolu Bölgesi Şehri...

Uğruna binlerce can verilmiş, binlerce anasız babasız kalmış çocuğa rağmen bıkmayıp, usanmayıp hem kafa yapısı, hem de sosyal olarak kendini geliştirmiş bu şehir Batı'dan ve Orta'dan gidip görenleri hayrete düşürebilmiş bir şehir doğrusu. Bu yüzden de hala daha akşam dışarıya çıkıp sosyal olarak bir arada vakit geçirmenin günah ve illegal sayıldığı Kayseri'ye DOĞUDAN  taşınmış bir insanın alışmada zorluk çekmesi de kaçınılmaz oluyor doğrusu...

Kendini dışarıya kapatmış, bağnazlığı benimsemiş bir zihniyetin beşeri olarak üste çıkabilmiş bir şehri zedelediğini görebiliyorsunuz bu şehre gelince. Adeta, Köşk Mahallesindeki lüks evlerin arasında kalmış olan sosyete pazarı gibi dımdızlak kalmış bu şehirdeki zihniyet. Fazla göze batmasına rağmen hiç kimse kılını kıpırdatmıyor bu geleneksel düzen için. Ağzın altına ve üstüne sıkıştırılmış kürdan gibi iki ucun arasından çıkan dedikodulara bağlamış bu geleneksel halk.

Fakat gel gör ki bunca bağnazlığa, dedikoduya ve sosyal kapalılığa rağmen kaliteli,seçkin üniversitelerinin yanı sıra birazcık da genlerinin vermiş olduğu yüksek zeka ve bilinç yetisi sayesinde vermiş olduğu yüksek Türkiye derecesi yapmayı gelenek haline getirmiş liseler de bulunmakta bu şehirde.

Benimde gelme sebeplerimden biri olan 75. Yıl Cumhuriyet Anadolu Lisesi, kendisini eğitim,öğretim,yönetim gibi eğitimi yapan bariz detaylarda kanıtlamış bir okul.Fakat gelin görün ki her güzelin bir kusuru var ne yazık ki

Bu okulun en büyük problemi geçerli olan eğitim sistemindeki ortaokuldan liseye geçmedeki sınavsız eğitim hakkı uygulamasına boyun eğmiş bulunmasıdır. Bu uygulamalar zamanında okula sınavla girmiş üst dönem öğrencilerinin kalabalık nüfus, yapısal yetersizlik,sosyal ahlaksızlık gibi sebeplerden ötürü önünü kapatıyor ne yazık ki. Bu noktada zihniyetten de büyük olarak "Adrese Dayalı Lise Hakkı" üst dönemlerin öğretmene ulaşmak açısından önüne engel olarak çıkıyor.

Okulun bulunduğu konum sosyal açıdan çok fazla tekin bir semt değil ne yazık ki. Bundan dolayı da biz öğrenciler olarak öğle aralarında sadece ihtiyaçlarımızı gidermek amacıyla dışarıya çıkıp tekrar okul sınırları içerisine giriyorken üstlüne üstlük bu tekin olmayan semtteki tekin olmayan insanlarla aynı eğitim yuvasında aynı sırada aynı sınıflarda eğitim alıyoruz. Üstelik eğitim aldığımız bu insanların okula gelme amacı bu, ismini şehrin her yerine altın harflerle kazımış olan eğitim yuvasına eğitim almaktan ziyade lise diploması alıp, sağda solda el kapısı diye dolanıp insanların (özellikle kız çocukları) kişisel ve akademik gelişimine engel olmaktan başka bir şey değildir mutlak.

Bu kalabalık ve tekin olmayan insan istilasına rağmen sevgili emekçi, zapt edici ve sabırlı öğretmenlerimiz her anlarını bu kalabalık ordu akınına adamış durumdalar. Kükreyeninden kalemliğini olmadık yerlere koyanına kadar boya kartelası gibi her çeşidi bulunan bu öğrenci ordusu, okulun ismini öne çıkarmış olan en güçlü etmenlerden biri olan bu eğitim kadrosunu bulduğu ve eğitimini öğretimini bu kadroyla tamamlayacak olmaktandır ki(çoğu sınıfta kalacak) "Adrese Dayalı Liseye Yerleşme" sisteminin tek şükredenleri olmalıdır bence.

Yaz tatillerini feda edip okulu düzenlemek,çekip çevirmek için kolları sıvamış olan bu emekçi insanlar, şimdi de çığırından çıkmış,gümbür gümbür gelen bu nesli insaniyete uygun birer insan topluluğuna benzetmekle uğraşmaktadırlar ne yazık ki. Bu emekçi öğretmenlerimizin manevi yatırımlarına karşılık, bu emekleri kendisine borç edinmiş ve kendi geleceğini parlatmaya yönelik canla başla çalışarak kendisini Türkiye'nin seçkin üniversitelerine yerleştirmeyi başarmış ve şu anda toplumumuzda ayrıcalıklı meslekler olarak belirlenmiş meslekleri icra eden abilerimiz, ablalarımız canları feda olmuş olacak olan bu öğretmenlerimize birer sabır, birer enerji kaynağı olmaktadırlar ve olmaya da devam edeceklerdir. Sabretme konusunda Erciyes'e tırmanmış emekçi öğretmenlerime daha fazla sabır diler,sizlere okuduğunuz için teşekkür ediyorum arkadaşlar. Bir sonraki eleştiri yazımızda tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın :)

Twitter:barisdoganblog
İnstagram:basyaziciblog38









17 Şubat 2018 Cumartesi

Anksiyete (Kaygı Bozukluğu) Nedir?

Anksiyete, aşırı korkuya bağlı olarak ortaya çıkan psikolojik bir hastalıktır.Kişinin önemli bir olay öncesinde yaşadığı korkunun üst düzeye çıkarak psikolojik bir hastalığa dönüşmesidir.



Belirtileri: *gergin hissetme
* panik duygusu
* kalp atışında hızlanma
* terleme, titreme
* özgüven eksikliği
* hazımsızlık,  sık görülen mide ağrıları

Tabii ki bu anksiyete yalnız değil :)
anksiyetenin birçok türü var.  Bunlardan bazıları:

* obsesif -kompulsif bozukluklar, panik ataklar, travmatik stres bozukluğu 

Panik Atak: panik atak yaşayan kişiler, nedensiz bir şekilde ortaya panik ya da korku hissi koyarlar. Panik atağı olan kişiler hastalıklarını genelde göğüs ağrıları, düzensiz kalp atışları,nefes alamama şeklinde gösterirler.

Sosyal Kaygı bozukluğu: Bu hastalığı taşıyan kişiler toplumda aşağılanma endişesi, reddedilme kaygısı taşırlar

Bir Hastalığa Bağlı Anksiyete: fiziki rahatsızlıklardan ortaya çıkar, aşırı travma ve şiddetli panik içerir.

Tabii ki bu kadar  türü olduğu kadar bu hastalığın da bir sonu var tabii ki :) Bu hastalığın en çok işe yarayan ve en sık tercih edilen tedavi yöntemi psikoterapidir: Yani, psikiyatri destek...
Psikoterapiler, iki şekilde ayrılır: konuşma terapisi ve bilişsel terapi halinde. Doktorunuz, sizin hastalığınızın gidişatına göre bunu belirleyecektir şimdiden geçmiş olsun başka bir yazıda görüşürüz :))

Sosyal Medya:
İnstagram:barisdoganblog850
twitter:barisdoganblog
facebook:barış doğan








10 Şubat 2018 Cumartesi

Nefis Cupcake Tarifi

Herkese yeniden merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere severek yaptığım ve yediğim tariflerden biri olan cupcake tarifini vereceğim umarım beğenirsiniz kolay gelsin 😊😊
Malzemeler:
👉 1 su bardağı şeker
👉1 yumurta
👉1 çay bardağı sıvı yağ
👉1 çay bardağı süt (yarısını yoğurt da yapabilirsiniz)
👉 2 su bardağı un
👉 1.5 çay bardağı damla çikolata
👉 12 tane cupcake kabı
👉 1 paket hamur kabartma tozu
👉 1 paket şekerli vanilin
Yapılışı:
👉 öncelikle fırınınızı 200 dereceye ayarlayın
👉 yumurta ve şekeri çırpın
👉 sıvı yağı ekleyin ve tekrar çırpın
👉 süt ve yoğurdu ekleyin ve tekrar çırpın
👉 unu ekleyin ve tekrar çırpın
👉hamur kabartma tozu ve şekerli vanilini de ekleyin
👉damla çikolatayı ekleyin ve çırpın.
👉 oluşturduğunuz harcı cupcake kalıplarına paylaştırın
👉200 derece 20 dakika fırına atın

                            AFİYET olsun
                                         😊😊






Öne Çıkanlar !!!!

CANLI DERSLER VE LİSE HAYATI

  Herkese yeniden merhabalar, uzun bir aranın ardından sizlere kavuşabilmenin sevincini ve heyecanını yaşadığımı satırlarla nasıl izah edebi...