9 Mart 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 28

Herkese merhaba arkadaşlar,

Dersler,okul,sınavlar derken askıya almak zorunda kaldığım canım bloğuma yeniden devam ediyorum.Bu seferki kayboluşumdan sonra da güzel bir ağaç evle güzel bir başlangıç yapayım dedim. Güzel okurlarımın gözleri gönülleri açılsın, farkındalıkları artsın, bilinçleri açılsın... Bu yüzden de bazıları için eğlenceli, bazıları için ülkenin problemlerinden bir tanesi olan meşhur eğlence uygulaması "Tiktok" hakkında fikirlerimi de içeren bir yazı hazırladım, umarım seversiniz, iyi okumalar:)


Tiktok ve Youtube uygulamaları hakkında ne düşünüyorsun? Sence ülkenin çektiği sancılardan birileri mi? Yoksa eğlenceye ulaşmak için birer araçlar mı?

Tiktokla karşılaştıkça bir keresinde Youtube'un kurulma hikayesini okumuştum, o geliyor aklıma. 3 eski Paypal çalışanı tarafından sadece öylesine zevk almak, yeni insanlar tanımak amacıyla insanların video çekip yeni insanlar tanımak amacıyla açtıkları bir sosyal medya aracı olarak çıktı karşımıza. Fakat sonrasında artan video ve üye sayısıyla birlikte evrildi ve bir video uygulamasına dönüştü. Daha sonrasında da gelişip, dünyanın en çok tercih edilen video platformu olarak günümüz teknolojisinde yerini aldı.


 İnsanların kendilerini ve düşüncelerini belli etmek, diğer insanlarla paylaşmak, farkındalık yaratmak, yeteneklerini ve yapabildiklerini sergilemek, bazı fikirlerde gerçekleri anlatmak adına kullanılan bu uygulama, aynı zamanda meslek alanında bir umut kaynağı olmuş durumda. Milyonlarca abonesi bulunan bu kanallar çektikleri video içerikleriyle milyonlarca paralar kazanıyorlar, tabii çoğu youtuberda olduğu gibi bizde de çoğu video yabancılardan ithal ediliyor, özeniliyor. Zaten amaç da özgün ve popüler içerikler yaratmak olduğundan işi ilerletmede ve geliştirmede yaratıcılık becerisinin en önemli ögelerden birisi olduğu kaçınılmaz.

İşte eğlence dedik ya en başında, işin asıl çıkış noktası da burada yatıyor işte. 7'den 70'e kadar herkesin rahatça ve şiddete maruz kalmadıkça eğlenebildiği Tiktok uygulamasının herkes tarafından tercih edilmesinin sebeplerinden birinin de eğlence kavramının  formatının değişmiş olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Youtube'un ilk zamanlarında sadece kendinizi tanıtıp video çekiyordunuz, fakat şu anda daha çok bir şeyleri kanıtlama çabasına girmiş durumunda Youtube.

Ama Tiktok öyle değil, sadece dans var, renk var, eğlence var; kavga, gürültü, patırtı yok. İnsanlar eğlenip, dans edip videoya çekiyorlar ve bunu da başkalarıyla paylaşıyorlar. Evet, gerçekten sadece anlamsız olsun, boş iş yapılsın diye çekilen videolar da yok değil doğrusu. Ama zaten başta dediğimiz gibi temel amaç eğlenme olduğundan bir noktada da saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta şu anki ekonomik,sosyal,kültürel yaşamımızda da bir düzgünlük söz konusu değil görüldüğü üzere. Saçma videoların da insanların içinde tuttuğu ve gene bu "düzgünsüz sebeplerden" ötürü bir türlü dışarıya çıkartamadıkları eğlenememe duygusunun kamçılanıp sosyal medyaya aktarılmış hali olduğunu düşünüyorum.

Bu yüzden de her iki platformu kullanan ve iki yerde de içerik paylaşan insanlar sırf eğlendikleri,öğrettikleri ve paylaştıkları videolar nedeniyle yargılanmamalıdır. Bu yüzden siz siz olun siyaseti de, eğlenceyi de, farklı fikirleri de yargılamayın, savunun❗

9 Şubat 2020 Pazar

08.02.2020

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,

pegasus uçak kazası

Kazaydı belaydı derken bitirdik ilk haftayı da. Pegasus sonunu getirdi resmen.İnsanlar pegasus deyince zaten farklı bir gözle yaklaşıyorlardı, şimdi duymak bile istemiyorlar. Ama hatayı tek tarafa yüklememek lazım bence. En son geçen sene İstanbul'dan İzmir'e gitmek için kullanmıştım Sabiha Gökçen Havalimanını. Pegasusla gitmiştik biz de, uçağı kapattık deyip almayacaklardı neredeyse uçağa bizi(uçağın kalkmasına bir saat vardı daha 😂😂) kavga dövüş zorla bindik resmen, sonra da binerken bir de baktık ki bizden sonra gelen daha biiiiirsürü yolcu var :). Havaalanı-havayolu arasında bir iletişim problemi de var gibi anlayacağınız :(. Aynı şekilde Pegasus'ta çalışıp kokpit ve kabin ekibinin alkol kullandığına şahit olduğunu söyleyen kabin memurları var. Kim ne yer-içer bilemiyorum, kimseyi suçlayamayacağım burada.

Tek bildiğim Pegasus'un "low cost" denilen uçuş programını benimsemekte bazı sıkıntılarının olduğu.Low Cost demek uçak dolmuşçuluğu yapmak demek değildir. Ekonomik olarak ucuza uçuruyorsan kendini de ucuzlaştırmaya ne gerek var ki😊 Umarım en kısa zamanda bu yükün altından kalkabilir ve yeniden kanatlanırsın Pegasus :)

Bugün benim için de o düşüş anından pek farklı geçmedi aslında. Dışarıya çıktım ve bağnazlık gerçeğiyle tekrar yüzleştim. Dışarıya çıkınca bir garip oluyor insan burada. Aslında ortam var da ben mi bulamıyorum diye düşünüyorsun. Sağda solda birsürü okey ve nargile gruplarıyla karşılaşıyorsun ve senle bir alakası olmadığını anlıyorsun.Bir bakıyorsun ki her taraf duman dumana, sanki yaz gelmiş de herkes salça kaynatıyormuş gibi 😖

"Gerçekten bu mu? " diye soruyorsun kendi kendine. Gençliğimi milyonlarca taş ve sadece ahşap bir ıstakanın eşliğinde kağıda sarılmış tütün dumanlarının arasında mı geçireceğim? Geleceğin nesli biz değiliz, sigaralar o zaman...

07.02.2020

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,

Normalde en başında bloğumu günlük olarak yaşadıklarımı yazmak, gündelik yaşantımı, hayatımı sizlerle aktarmak için açmıştım. Fakat sonrasında farklı yazı türlerini de paylaşmak ve tekdüzeliğe gitmemek için günce yazmayı bırakıp diğer türlere yöneldim. Fakat günlük yazmak kendini özlettiğinden tekrar günlük yazmaya başladım ve şimdilik böyle devam edecek sanırım.

İzmir'de kısa bir tatilden sonra tekrar Kayseri'ye dönmek iyi oldu aslında. Şehirde yaşarken o kadar da bayılmıyorsunuz ama kısa bir süreliğine ayrılıp tekrar dönünce rahat bir nefes alıyor insan. Evet, İzmir de güzel;kordon,asansör,saat kulesi.Meryem Ana hepsi ayrı bir güzellik gerçekten de. Fakat her insan her şehre ait değil bence. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı ne de olsa. Mesela Kayseri'de İzmirliyim deyince herkes imreniyor adeta.Kordon'a gitmek,deniz kokusunu bir daha hiç göremeyecekmişçesine içine çekmek güzel bir duygu gerçekten de.martılar ve vapur ikilisinden bahsetmiyorum bile. Birde bunların yanında Karşıyaka'daki  temeli balçık ve yosun dolu şu afet dolu günlerde ayakta zor duran evler var. Alsancakta da durum farklı değil ne yazık ki.Deniz kenarında bulunan bütün evler ve tarihi yapılar pert olmuş neredeyse.

Yetkililer sağolsunlar ki, önlem almakta gecikmemişler ki 7 ve üstü şidette deprem olursa nerede ne kadar insan ölür ne kadar bina yıkılır onun raporunu çıkartmışlar. Fakat raporlar sadece: Karşıyaka,Alsancak,Mavişehir,Çiğli semtleri için çıkmış;Gaziemir,Menderes'i umursayan yok. Para nerede varsa can da canan da orada var anlayacağınız.

Bunlar aynı zamanda Kayseri'nin avantajları aslında. Deprem bölgesi değil,doğal afet tehlikesi fazla değil, yağmur yağdı mı durur,kar yağdı mı erir. Çığ falan mümkün değil zaten. Avantajlar hiçe sayılmış burada, değeri bilinmemiş ve saptırılmış görüldüğü üzere. Sanki birileri ortaya çıkıp milletin ayağını kaydırmış da millet de buna ayak uyduruyormuş gibi görünüyor yakından bakıldığında.
Bunları anlatmamak yaşamak lazım aslında😁 hepsi ayrı bir olay ayrı macera. Umarım hepsini yaşar ve aktarabilirim,şimdilik hoşçakalın:)




27 Ocak 2020 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 22

Herkese yeniden merhaba arkadaşlar,

Ağaç ev sohbetlerini yazmayalı uzun bir süre olmuştu. Bende arayı fazla açmak istemedim ve koyuldum hemen yazmaya. Umarım beğenirsiniz herkese iyi okumalar

Blogger ve Youtube hakkında ne düşünüyorsun? İkisi de ayrı sosyal platformlar olmalarına rağmen Youtube'da daha fazla bir büyüme söz konusu.  

Youtube büyüdükçe daha fazla dikkatimi çeken bir mesele oldu açıkçası. Youtube gün geçtikçe büyümesine rağmen, bloggerda o kadar da fazla bir büyüme söz konusu değil. Evet, her gün yeni bir yazı tutkunuyla daha karşılaştığımız doğrudur ama Youtube da her gün bin yeni kanal daha açılıyor ve video çekiliyor. Ve bu youtuberların çoğu da önce blog sayfası açıp sonrasında youtube camiasına ayak basmış insanlardan oluşuyor. Bloğun bu kadar çabuk bırakılma nedenini bilmiyorum ama Youtube'a karşı daha fazla bir özentilik,aitlik,emek veriliyor bunun farkındayım.

Hangi iş olursa olsun her zaman bir emek söz konusu. Blog'da, Youtube'da hatta sosyal medyada kendimizi yücelttiğini sanarak paylaştığımız o fotoğraflarımızda bile bir emek söz konusu. Emeğe saygısızlığa tabii ki niyetimiz yok, fakat nedense bütün emek video çekip edit yapmakla kalıyor. Kimse oturup iki cümle yazmak istemiyor/yazmaya üşeniyor.

Özellikle yazı üşengeçliğimizin arttığı şu günlerde ellerin yazmaya alıştırılması gerektiğini düşünüyorum. Mektup mesela,ne olduğunu/ne anlama geldiğini unutan bile vardır eminim ki. Şunun şurasında kaç yıldır telefonlarla haşır neşiriz ki. Ne zamandır Sultan Kösem(dünyanın en uzun eline sahip insanı) elleri kadar telefonlarımızla ona buna peş keş çekiyoruz. Dilini bilmediğimiz kelimeleri dilimize ekleyip kısaltmalarla haberleşiyoruz. Okullarda yazı dersleri, yazmak için yazı kursları, kamusal alanlarda yazmayı kolaylaştıracak gelişmeler yapılabilir. Herkes istediği zaman yazıya ulaşabilmeli, yazma işi üşenme eylemiyle bağdaştırılmaktan çıkarılıp herkesin her zaman severek yaptığı bir eyleme dönüşmeli diye düşünüyorum. Böylece evrensel olarak videoya verilen önem yazıya da verilebilir bence.
                                 ***
Instagram:barisdoganblog
Twitter:barisdoganblog


21 Ocak 2020 Salı

Türkçe Rap Eleştri Yazısı

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,
sezzy


Yazmış olduğum okul eleştri yazımdan sonra başka bir eleştri yazısı ile karşınızdayım. Bundan sonra da birkaç eleştri yazısı ile karşınızda olacağım:) umarım keyifle okursunuz şimdiden iyi okumalar:))

Bugün sizlerle, son zamanlarda isminden sıkça bahsettiren ve gündemde de adına sıkça yer verilen "Türkçe Rap" hakkında konuşacağız. Türkçe rap, 2000'li yıllarda ortaya çıkmış daha çok hızlı söyleniş biçimi ve insanlara sosyal, toplumsal konularda bilinçlendirmek,mesaj vermek amacıyla
ritim açısından hızlı ritim tercih edilmiş, herkes ama en çok da genç toplumlar tarafından tercih edilen müzik türüdür.

Günümüzde değişen sosyal koşullar,ekonomik olanaklar, bir birinden etkilenen çeşitli ırklar,siyasi cephelerde ateşlenen fitiller, insanların farkındalık yaratma ihtiyacını güdülemiş ve bundan dolayı da Türkçe Rap bir sektör haline gelmiştir. Bu sektörde insanlar, farkındalık yaratma,halkı ayaklandırma,toplumu bilinçlendirme gibi amaçlar için bir araya gelmişlerdir.Şu anda 20'li,30'lu yaşlarında olan insanların lise çağında sadece eğlenme amaçlı dinledikleri rap şarkıcıları, şimdi yeniden karşılarına kendisini müzik ve farkındalığı birleştirmiş bir halde çıkıyor.

Toplumu iyiye yönlendirmek,bilinçlendirmek,uyarmak iyi bir fikir tabii ki de.Fakat bu bilinçlendirmeler esnasında kendini maddi koşullarınla ve lüx yaşam tarzınla üste çıkarmaya çalıştığında ne kadar bilinçlendirici söz varsa hiçbirinin bir anlamı kalmıyor ve geriye sadece parayla beslenmiş egolar kalıyor.Bütün paranı klibe döküp, nostaljik arabalar;altın kolyeler,bilekliklerle,pahalı evler lüks ve abartılı hayatlarla toplumu bilinçlendirmeyi amaçlıyorsan, yaptıklarının sonucu zaten ekonomik açıdan parlak olmayan Türk halkını özendirerek onların paralarını boş yere saçmasını sağlamış olursun. Bu durumda iletmek istediğin mesajlar ve sloganlar gösteriş amacı gütmekten başka bir şeye yaramaz.

Yani sen, toplumun sorunlarını kullanarak kendi ününü kendin kattığınla kalırsın. Ve bu şarkılar gösteriş yapma şeklinde zincirleşirse toplum şu anda olduğundan daha geriye doğru gider ne yazık ki. Ama eğer vermek istediğin mesajları daha somut ve gerçekçi bir biçimde verirsen daha reel ve somut biçimde verirsen hem toplumu yüceltmiş, hem de şarkılarınla toplumu olumlu yönde etkilersin.

Bu yüzden, bir rap sanatçısı olarak yapman gereken gerçekleri somut olarak yansıtarak toplumu iyiye ve doğruya yönlendirmektir  

23 Aralık 2019 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 17

Herkese Yeniden Merhaba Arkadaşlar,

Bu haftaki "ağaç ev sohbetleri" serisine ben talip olmuştum ve şimdi karşınızda ağaç ev sohbetleri 17

İşte Haftamızın Konusu:

LİSEDEKİ AŞK MEŞK OLAYLARI/LİSEDE SEVGİLİ YAPMAK HAKKINDA NE DÜŞÜNÜ-
YORSUN SENCE YAPILMALI MI?
Halihazırda liseye giden hem dönemin özelliklerini sizlere aktarabilecek hem de bu güzel ve hoş sohbet serisine farklı bir konuyla yaklaşabileceğimi düşünerek bu konuyla sohbet istedim açıkçası...

Lisedelerde gördüğüm kadarıyla çok sık karşılaşılan durumlardan birisi de  herkesin bir biriyle duygusal bir geçmişinin bulunması.Ergenliğimize ortaokulda girip de liseye kadar duygularımızı da iyice yerine oturtunca liseye girdiğimizde alacağımız elektriği şaşırıyoruz yahu.Onun kızı bunun görümcesi,onun amcası bunun dayısı derken aile ağacı oluverip öyle mezun oluyoruz eğitim yuvalarımızdan.

Ama bunun yerine bekar bir şekilde derslerine doğru düzgünce odaklanıp düzgün üniversitelerde düzgün insanlarla düzgün ilişkiler kursan senin daha iyi olmaz mı? Burada laflarına,sözlerine,şiirlerine inandıpın o her kimse(cinsiyetçilik yok burada) ile her Allah'ın günü karşılaşıp duygularını zedelemek yerine sağlam duygularla sağlam seçimler yapmak seni gelecek ilişkilerde de daha başarılı bir birey yapacaktır.

Otobüs durağında karşılaşıp ilk görüşte aşk zannetiğin, bir birinizi sosyal medyada bulup orada iki tane klişe cümle yazıp sonra da otobüste omuz omuza giderek aşk yaşıyorum zannettiğin terk edince de İbrahim Tatlıses'e bağladığın o çocuk olmamalı senin için aşkın tanımı.Hangi dönemden geçiyor olursan ol, hiçbir zaman hiç kimsenin senin çektiğin/çekeceğin aşk acısını çekmeyeceğini, çekilse bile bunun hiçbir taragfa faydası olmayacağını bilmen gerekiyor. 

Diğer dönemlere kıyasla çok farklı bir lise hayatı yaşıyoruz nesil olarak. Mesela, anne babalarımızın zamanında okulda değil saçın boyalı,gerekenden bir parmak uzun olsa o gün okula alınmıyormuşsun.
Ama şu anda çoğu liselinin saçında kendi saç rengi dışında bütün renkler saçında var neredeyse.Aynı şey formalar için de geçerli,
gerçi bizim okulumuzda da aynı sıkı denetim var ama genel olarak serbest takılan okul sayısı çoğunlukta şu anda, okul forması giyilmediği takdirde hocaların şiddete başvurduğunu anlatan yetişkinler var.


İşin kötü yanı, bu kadar renk cümbüşünün arasında duygularımız da izdivaççı dijital dünya ile beraber arada kaynamış aslında. Yani diyeceğim o ki: Dijitalleşen dünyada duygularımız da dijitalleşmiş aslında. Okulun sosyal medya sayfasından tanışıp okulda buluşanlar,her gün aynı duraktan aynı otobüse binmesine rağmen bir birini sosyal medyada bulup sonradan omuzlananlar da birer dijital duygusallardır bence. Bu duygular bir de ergenlikle harmanlanınca iş karman çorman oluyor anlayacağınız.

Bu yüzden de yaşadığımız bu farklı devrin bize verdiği eşi benzeri görülmemiş lise hayatlarımızda duygularımızı da optik kağıtlarımız gibi buruşturmadan doldurmak en güzel yaşanabilecek lise hayatlarından birisidir tabii ki de.Çünkü, güveni besleyen sevgidir ve belki optiklerimizdeki matematik kısmı olabilir ama kalplerimizdeki sevgi kısmı hiçbir zaman boş kalmamalıdır...



16 Aralık 2019 Pazartesi

Kayseri Zihniyeti Ve Eğitim Sisteminin Liselere Etkisi

Lise
Herkese uzun bir süre sonra merhaba arkadaşlar,

 Yapmış olduğum şehir değişikliği ve bu yeni şehirde geçirdiğim alışma döneminden dolayı siz değerli,iyi günümde,kötü günümde hastalığımda,sağlığımda ve kısaca her zaman yanımda bulunan okurlarımı aksattığımdan dolayı hepinizden özür diler, bir daha şehir değişikliğimde(?) alışma dönemimin bu kadar uzun sürmemesini temenni ederim.

Yapmış olduğum van-Kayseri şehir değişikliğinden sonra bu şehre alışmak sandığım kadar kolay olmadı açıkçası:( 

Bugün de hem bu alışma sürecinde geçirdiğim zamanda kafamda oluşan Kayseri ve burada okuduğum okulumla alakalı görüşlerimi sizlere aktaracağım...

Belki bir grup insan farklı amaçlarla farklı amaçlarla insanlık dışı girişimlerde bulunmuş olsa bile Van bu geri kalmış zihniyetlerden çektiği türlü eziyetlerden sonraki ayağa kalkışıyla şehirsel olarak gelişmiş ama zihniyet olarak aynı gelişmeyi yakalamada güçlük çeken Kayseri'ye taş çıkartmış bir Doğu Anadolu Bölgesi Şehri...

Uğruna binlerce can verilmiş, binlerce anasız babasız kalmış çocuğa rağmen bıkmayıp, usanmayıp hem kafa yapısı, hem de sosyal olarak kendini geliştirmiş bu şehir Batı'dan ve Orta'dan gidip görenleri hayrete düşürebilmiş bir şehir doğrusu. Bu yüzden de hala daha akşam dışarıya çıkıp sosyal olarak bir arada vakit geçirmenin günah ve illegal sayıldığı Kayseri'ye DOĞUDAN  taşınmış bir insanın alışmada zorluk çekmesi de kaçınılmaz oluyor doğrusu...

Kendini dışarıya kapatmış, bağnazlığı benimsemiş bir zihniyetin beşeri olarak üste çıkabilmiş bir şehri zedelediğini görebiliyorsunuz bu şehre gelince. Adeta, Köşk Mahallesindeki lüks evlerin arasında kalmış olan sosyete pazarı gibi dımdızlak kalmış bu şehirdeki zihniyet. Fazla göze batmasına rağmen hiç kimse kılını kıpırdatmıyor bu geleneksel düzen için. Ağzın altına ve üstüne sıkıştırılmış kürdan gibi iki ucun arasından çıkan dedikodulara bağlamış bu geleneksel halk.

Fakat gel gör ki bunca bağnazlığa, dedikoduya ve sosyal kapalılığa rağmen kaliteli,seçkin üniversitelerinin yanı sıra birazcık da genlerinin vermiş olduğu yüksek zeka ve bilinç yetisi sayesinde vermiş olduğu yüksek Türkiye derecesi yapmayı gelenek haline getirmiş liseler de bulunmakta bu şehirde.

Benimde gelme sebeplerimden biri olan 75. Yıl Cumhuriyet Anadolu Lisesi, kendisini eğitim,öğretim,yönetim gibi eğitimi yapan bariz detaylarda kanıtlamış bir okul.Fakat gelin görün ki her güzelin bir kusuru var ne yazık ki

Bu okulun en büyük problemi geçerli olan eğitim sistemindeki ortaokuldan liseye geçmedeki sınavsız eğitim hakkı uygulamasına boyun eğmiş bulunmasıdır. Bu uygulamalar zamanında okula sınavla girmiş üst dönem öğrencilerinin kalabalık nüfus, yapısal yetersizlik,sosyal ahlaksızlık gibi sebeplerden ötürü önünü kapatıyor ne yazık ki. Bu noktada zihniyetten de büyük olarak "Adrese Dayalı Lise Hakkı" üst dönemlerin öğretmene ulaşmak açısından önüne engel olarak çıkıyor.

Okulun bulunduğu konum sosyal açıdan çok fazla tekin bir semt değil ne yazık ki. Bundan dolayı da biz öğrenciler olarak öğle aralarında sadece ihtiyaçlarımızı gidermek amacıyla dışarıya çıkıp tekrar okul sınırları içerisine giriyorken üstlüne üstlük bu tekin olmayan semtteki tekin olmayan insanlarla aynı eğitim yuvasında aynı sırada aynı sınıflarda eğitim alıyoruz. Üstelik eğitim aldığımız bu insanların okula gelme amacı bu, ismini şehrin her yerine altın harflerle kazımış olan eğitim yuvasına eğitim almaktan ziyade lise diploması alıp, sağda solda el kapısı diye dolanıp insanların (özellikle kız çocukları) kişisel ve akademik gelişimine engel olmaktan başka bir şey değildir mutlak.

Bu kalabalık ve tekin olmayan insan istilasına rağmen sevgili emekçi, zapt edici ve sabırlı öğretmenlerimiz her anlarını bu kalabalık ordu akınına adamış durumdalar. Kükreyeninden kalemliğini olmadık yerlere koyanına kadar boya kartelası gibi her çeşidi bulunan bu öğrenci ordusu, okulun ismini öne çıkarmış olan en güçlü etmenlerden biri olan bu eğitim kadrosunu bulduğu ve eğitimini öğretimini bu kadroyla tamamlayacak olmaktandır ki(çoğu sınıfta kalacak) "Adrese Dayalı Liseye Yerleşme" sisteminin tek şükredenleri olmalıdır bence.

Yaz tatillerini feda edip okulu düzenlemek,çekip çevirmek için kolları sıvamış olan bu emekçi insanlar, şimdi de çığırından çıkmış,gümbür gümbür gelen bu nesli insaniyete uygun birer insan topluluğuna benzetmekle uğraşmaktadırlar ne yazık ki. Bu emekçi öğretmenlerimizin manevi yatırımlarına karşılık, bu emekleri kendisine borç edinmiş ve kendi geleceğini parlatmaya yönelik canla başla çalışarak kendisini Türkiye'nin seçkin üniversitelerine yerleştirmeyi başarmış ve şu anda toplumumuzda ayrıcalıklı meslekler olarak belirlenmiş meslekleri icra eden abilerimiz, ablalarımız canları feda olmuş olacak olan bu öğretmenlerimize birer sabır, birer enerji kaynağı olmaktadırlar ve olmaya da devam edeceklerdir. Sabretme konusunda Erciyes'e tırmanmış emekçi öğretmenlerime daha fazla sabır diler,sizlere okuduğunuz için teşekkür ediyorum arkadaşlar. Bir sonraki eleştiri yazımızda tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın :)

Twitter:barisdoganblog
İnstagram:basyaziciblog38









Öne Çıkanlar !!!!

Ağaç Ev Sohbetleri 28

Herkese merhaba arkadaşlar, Dersler,okul,sınavlar derken askıya almak zorunda kaldığım canım bloğuma yeniden devam ediyorum.Bu seferki ...